Yaşam Öyküsü Cumavank, Sultan Murad
Hamizağa, Arpali
Bi da Çorukli isan
Ne lazim dunya mali
Ömer Asan
Doğar doğmaz yavru pisikler (kedi) gibi dört ayak üzerine doğrulduğu rivayet olunur. Oysa bazıları, dört ayak üzerine düştüğünü söyler. Derler ki, daha iki ayak üzerine doğrulmadan kafasını dikleyip (dik kafalılığı ordan başlamış), evinin avlusundan görünen Katsalah Dağı'nı işaret parmağıyla gösterir ve ilk sözcükleri olan "orası, orası"nı dağın tepesine bakarak seslendirir.
Elektrik, su, taşıt yolu, telefon, buğday ekmeği, çikolata, harçlık v.b. çocuk belleğinde yer almayan sözcüklerdi. En çok moro'm/yavrum ve na pododizo se/kurban olayım sana sözcüklerini duyduğunu anımsıyordu büyüklerinden.
İyice hırpalanıp, ufalmış kokulu pembe bir sabunla kandırdığı kızı dere kenarına indirdiğinde altı yaşındaydı. Hayatının ilk tokadını orada yemişti. O gün bu gündür dere kenarları için kurduğu düşleri arkadaşlarıyla paylaşmaktan büyük haz alır.
İki aylıktan altı yaşına kadar, Of ve civarının en yüksek dağı Madur'un eteklerinden nenesi ve yaylacılarla birlikte tam altı kez yürüyerek (birkaç yıl bir sepetin içinde) Arpalı yaylasına çıktı. Sığırları çok sever, elleriyle besler, yaylim'larda okşardı onları. Ama süt vermeyen sığırların boynuzlu türlerinin ömrünün her aşamasında ona hainlik edebileceklerini düşünemeyecek kadar saftı.
2.500 rakımlı yaylalarda en çok derelerin çakıllarını ve tepeleri sevdi. Kimseyi yaralamadan yüzlerce taş fırlatmıştı aşağıdaki koyaklara. Bu, sonraki yıllarda aşağılık insanlara atacağı taşların habercisiydi, derler.
O bir dere uşağıydı. Adını duyunca hala gözlerinin parladığı kente, Trabzon'a geldiğinde yedi yaşındaydı. Denizi ve sonsuzluğu ilk kez gördüğü pencerede saatlerce gözünü kırpmadan kalakalmıştı; liman, gemiler, kayıklar, asfalt, otomobiller, otobüsler, hep ilkti onun için. Yedi yaşın ilkleri. Deniz kıyısında arkadaşlarıyla birlikte kayalıkların arasında en iri zağna yakalama yarışıyla kayıkların altına felek çektiği anları ve balıkçıların tatlı telaşları çocuk belleğinden hiçbir zaman silinmedi. Ne bilsin feleğin başına ne getireceğini...
Ne kadar çok ve güzel kızlar vardı Çömlekçi Mahallesi'nde. Maşatlıktaki bahar çiçekleri ve akasyalar gibi göz kamaştırıcıydılar. Kime âşık olacağını şaşırmıştı. Ya okuldakiler? Kentle köy arasındaki en çarpıcı fark buydu çocuk gözünde. Vay anasını ya...
Mahalledeki ilk ve son yumruklu kavgası, konuştuğu aksanı taklit eden yaşıtı bir çocuklaydı. O kideyirum demişti, mahalledeki gidıyırım. Of aksanı, Trabzon aksanına uymuyordu. Sonrasında en iyi arkadaşı olmuştu kavga ettiği çocuk. Bilemezdi bu dil kavgasının bir daha yakasını bırakmayacağını...
Okul yılları; önce birinci sınıf İskefiye, ikinci sınıftan itibaren de Maşatlık'taki Üniversite İlkokulu'dur. Ömer, tahtaya kaldırılmamak için hep arka sıraları seçer. Sözlüden çok, okumayı ve yazmayı sevmektedir aslında.
12 Mart 1971, ortaokul ve faşizmle tanışma. Evin duvarlarını süsleyen kitaplar güvenlik güçlerince çuvallanmışlar. İçlerinde Hasan İzzettin Dinamo'nun o güne dek Kurtuluş Savaş'ı için yazılmış en mükemmel destanı olan Kutsal İsyan'ları var. Babası, devrimci öğretmen Şefik Asan Ankara Mamak Cezaevi'nde.
Okuldaki sınıf arkadaşlarından ilk taşlama: Senin baban komünist!
Eve döndüğünde Meydan Larousse Ansiklopedisi'nin komünist maddesini okur. Ertesi gün, on yaşındayken sınıfının önünde kendini komünist ilan eder. Derhal sınıf öğretmenine şikâyet edilir. Yıllar sonra, yeniden komünist ve Marksist olarak suçlandığında o günü anımsar. Oysa hiçbir zaman komünist veya Marksist olamamıştı.
Yıl 1974. Ailesiyle İstanbul'a göç.
İstanbul'daki Aksaray Horhor mahallesinde ilk kavgası Trabzonspor üzerine. Takıma ve kendisine yöneltilen: "Siz de kim oluyorsunuz, lan?" azarlama sorusuydu fitili ateşleyen. Trabzon'da ara sıra evden kaçıp arkadaşlarıyla takımın çalışmalarını izler, kale arkasından sorularıyla Şenol'u rahat bırakmaz, Dozer Cemil'i mahallesine kadar izler, sonra arkadaşlarıyla aralarında hava kararana kadar top oynarlardı. İstanbul'da durum değişmişti. Başka takımların taraftarlarıyla karşılaşmıştı. Trabzon'da başka mahallelerle ara sıra kapışırlardı, ama İstanbul'da aynı mahallede, aynı binada başkaları vardı. Bir yıl sonra takımın şampiyonluğu kazanıp İstanbul egemenliğini sona erdirmesini ve mahallede kimliğini sessizce yansıtan adımlarını bir süre kalçadan attığı günleri hiç unutamaz.
Yıl 1976, ne yazık ki, binlerce gencin katledileceği bir dönemin başlangıcıydı. Liseye duvar diplerinden, sine sine devam ediyordu. İnsanların durup dururken birbirlerine saldırmasına bir anlam veremiyor, çevresindekileri kendince sözlü mücadeleye çekmeye çalışıyordu. Lise birinci sınıfta aynı sırayı paylaştığı Erzurumlu milliyetçi arkadaşı (teneffüslerde bile ayrılmazlardı) okul dışında karanlık kişilerce kurşuna dizilince, uzun süre yanına kimseyi oturtmadı. Eğitime ve öğrenime yönelik tüm beklentilerinden vazgeçti.
Yıl 1978, Lise'yi sağ salim bitirir.
Ömer Asan, 1979'da Trakya'da. Köy-Koop'ta, Edirneli köylülerle demokrasi mücadelesine girişir. Demokrasi için mücadelede ilk şartın şarap içmek olduğunu orada öğrenir. Çingenelerle tanışır ve "nerde akşam, orda sabah" yaşam tarzına bayılır. Halk kültürleriyle ilgilenmesi Keşanlı çingeneler sayesindedir. Farklılıklarını ve farklılığını hisseder.
Yıl 1980. Geride kalan binlerce ölü insan. 12 Eylül faşizmi sahnede. İlk gözdağı yine gençlere; 17 yaşındaki bir çocuk, yaşı büyütülüp asılır. Adı: Erdal, dal gibi bir genç.
Devrimci öğretmen ve Barış Derneği kurucu üyesi Şefik Asan yine tutuklu. Bu sefer önce Mamak sonra Maltepe Zırhlı Tugayı ve Sağmalcılar Cezaevi'nde. Suç: Barış yanlısı olmak.
O yıllardaki baskı ve işkencelere karşı, başta annesi olmak üzere, kardeşleri ve yakınlarıyla birlikte ayakta kalma mücadelesi olanca zorluğuyla sürdürülür.
Yıl 1984, Trakya'da 12 Eylül uzantısı bir operasyon ve demokratik kooperatifçilik hareketinin dağıtılışı. Fiziksel işkence ve cezaevi ile tanışma. Yoğun bir şekilde okumaya adanacak yılların başlangıcı.
Yıl 1985, İstanbul'a dönüş ve sonrası yazları sık sık Trabzon'a, Çoruk'a ve yaylalara sığınış. Dağ gibi Badi ninesinin ölümü. Ülkede yine binlerce insanın öldürüleceği yeni bir iç savaşın kıvılcımları.
Yıl 1990, Sosyalist sistemin çöküşü. Yenilgi; ağır bir yük veya sosyalist depresyon yıllarının başlangıcı. Yeni bir otosorgulama yılları.
90'lı yıllar; Trabzon, dağlar ve yaylara nostaljik yönelimler. Karadeniz ve Trabzon'la ilgili araştırmalar ve arşiv çalışmaları. Atalarının konuşageldiği dil ve kültürün onu bilmediği maceralara sürükleyeceğini hissetmektedir.
1992, "Dağların Anası" Heva'nın ölümü. Yazılacak olan ilk kitap ona adanacaktır.
1993'de Yunanistan'a ilk gidiş.
Pontoslularla ilk karşılaşma: Olmaz böyle şey; hiç Türkçe bilmeyen ama ninemin anadilini konuşan Oflular ve Trabzonlular. Türkçe bilmeyen, bildik kaydeleri çalan kemençeler. Her şeyi bilen bildik yüzler... Peki, bu ayrılık niye?
Yıl 1994. Türk ve Yunan halklarının barış ve dostluğuna yönelik köşe yazısına Abdi İpekçi ödülü. Amaç; birbirlerinden koparılan iki halkı kucaklaştırmak.
Yıl 1994-1995, Trabzon'a dönüş ve araştırmalar için bir yıl ikamet. Büyük bir hayal kırıklığı. Köyler, tarlalar bomboş. Çakallar ezanları bastırıp gece gündüz ortalığı inletiyor. Yaşlılar yine de umutlu gözlerle gelenleri hoşbeş ediyor.
Koskoca kent artık adına yakışmıyor. Çocukluğunun geçtiği sokaklarda meyve bahçeleri artık yok. Çocuklar da yok. Kadın ticareti koskoca kentin ticari tarihini yerle bir etmiş. Kent, insanlarına yabancılaşmış.
1996, Pontos Kültürü adlı kitap yayımlandı. Mutluydu; Türkiye ve Yunanistan arasında kurulacak dostluğa uzatılan samimi bir eldi bu kitap. Ancak Kardak krizi sırasında barışa ve kardeşliğe yönelik umutları, umutsuzluğa dönüşür.
Pontos Kültürü 1998'de Yunanca olarak basıldı.
1998, Trabzon'un bir kez daha hançerlenmesi. Çocukluğunun geçtiği evin ve birçok sokakla birlikte Telli Tabya Sokağı'nın bir düşman kılıcı gibi Tanjant Yolu viyadükleriyle yok edilişi. Yüzyılların kenti fiziksel olarak da yok ediliyor.
2000, Hasan İzzettin Dinamo adlı kitap yayımlandı. Ömer'e göre Dinamo, Türk Edebiyat Tarihi'nde Trabzonluların yüz akıdır.
2005, Niko'nun Kemençesi, Heyamola Yayınları.
Ömer, bundan böyle Trabzon'un adını onurlu bir şekilde taşıyan, edebiyatçı, ressam, şair ve sanatçılar hakkında tanıtıcı yazılar veya kitaplar yazma kararlığındadır.
Yıl 2006, yeni kitaplar ve çalışmalar hemençede.