Ragıp Zarakolu /11 Mayıs 2002
Y.GündemAtina Üniversitesi'nde Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğretim üyesi olan Profesör Neoklis Sarris, gerçekten çok ilginç bir insandır. Kendisini, Ömer Asan'ın "Pontos Kültürü" adlı kitabına yazdığı "ünlü" önsözde kendisini, "Türkiyeli Elen" olarak tanımlar. "Kalbini doğduğu topraklarda bıraktığını", "gönlünü bu mübarek toprakların insanlarına verdiğini" söyler.
1961 yılında CHP lideri İsmet İnönü basın toplantılarından birini yaptığında, arkasında duran partili gençlerden biri de Neoklis Sarris idi. Özgürlük için sokaklara dökülen, Nazım'ın ünlü şiirinde kutsadığı 28 Nisan gençlerinden biridir Sarris. O günleri hala aynı heyacanla anımsar.
Arkadaşları arasında kimler yok ki, bir zamanlar İ.Ü. Rektörü ve İstanbul Belediye Başkanı olan Nurettin Sözen'den Alev Coşkun'a, Canan Bıçakçı'dan Mehmet Ali Aybar'a, çocukluk komşusu olan Mina Urgan'dan Refik Erduran'a, Mihri Belli'ye dek bir çok isim...
Çocukluğunu geçirdiği Büyükparmakkapı Sokak'taki Hayat Apartımanı'nda, Falih Rıfkı'nın eşi olan Şefika Hanım'ın katında annesi ile biriçe oturanlardan biri de Latife Hanım'dır. Söyleşilerin çoğu Fransızca geçer.
Mina deli dolu bir kızdır. Nazım'ı ziyarete gider Bursalara. Evdekiler endişeli konuşmalar yaparlar, "başını belaya verecek" diye...
Sözlü tarih açısından çok ilginç olan o günkü sohbetlerden birinde, genellikle çok suskun ve hiç bir zaman Mustafa Kemal aleyhinde konuşmayan olan Latife Hanım'ın, daha çok onun yakınındaki kişilerden rahatsız olduğu, onun da özünde kendisine hak verdiğini belirtmesi ilginçtir.
Sarris CHP'liydi ama 1964 yılında Kıbrıs sorunu nedeniyle İstanbul Rumlarına yönelik sürgün politikası onun karşı kıyıya savrulmasına neden olur.
Rahmetli Prof. Tarık Zafer Tunaya'nın öğrencisi olan Sarris, 1980 yılında hocası tarafından bir meslaktaş olarak bir konferansa davet edilir. Herkes darbe beklemektedir. Herkes bir çıkış aramaktadır. Daha sonra oraya buraya savrulan bir bayan akademisyen, ülke dışına çıkmak istediğini söyleyince, "evimizi, kendi evin bilebilirsin" diyecek kadar sıcak yüreklidir, dayanışmacıdır.
Bu duyguları nedeniyle ve bezimkinden pek farklı olmayan resmi tarih yaklaşımına yönelik eleştirileri nedeniyle, kimi sağ çevreler onu "Türk ajanı" olarak bile suçlarlar.
Melina Merkuri'nin, Bayan Fleming'in de imza verdiği 12 Eylül rejimini eleştiren bir metin nedeniyle de "Atatürk düşmanı" ilan edilince, İstanbul'da tazminat davası açmak için hemen vekalet çıkarır, ama vekilleri kendini savunmaya cesaret edemezler o günlerin koşulları altında.
Elbette ki, Sarris'in Lozan'ın azınlıklara ilişkin maddelerinin uygulanmaması konusunda eleştirileri vardır. Anti demokratik uygulamalar için de, kültürel haklar için de görüşler dile getirir. Burada hepimizin yaptığı gibi.
"Hep Türkiye'de demokrasinin yerleşmesi için çaba harcadım" diyor bugün, "Uğruna kendimin de mücadele ettiği 27 Mayıs Anayasası'nın ruhuna aykırı olan uygulamaları eleştirdim" diye devam ediyor.
Şimdi, DGM'de Ömer Asan'ın "Pontus Kültürü" kitabına 1996 yılında yazdığı Önsöz'de, Doğan Avcıoğlu ve Atatürk'ün yakını Falih Rıfkı Atay'dan yaptığı alıntılar nedeniyle suçlanan Sarris için 1999 yılında katıldığı bir panelde söylediği ileri sürülen sözler, "bölücülük delili" olarak sunuluyor.
Aradaki zaman aralığı yanında, içeriğin ne kadar algılandığı, ne kadar doğru aktarıldığı, konunun ne kadar çarpıtıldığı da ayrı bir tartışma konusu.
Hasıla son zamanlarda ilginç şeyler oluyor gerçekten memleketimizde.
Ama biraz "ayıp" oluyor galiba.