BAŞARILI BİR OPERASYON

Deniz Kavukçuoğlu

Cumhuriyet Gazetesi

Ömer Asan’ın “Pontos Kültürü” adlı kitabının mahkemece toplatıldığı haberini okuduğumda, onların yüzlerinde açan “zafer gülücükleri”ni görür gibi olmuştum... Ortak özellikleri “eleştirdikleri kitabı okumamış olmak” olan nakliyeci-tarihçiler, kemençeciler, milliyetçi ilahiyatçılar, işadamları, ülkücü siyasetçilerdi onlar... İki hafta arka arkaya bir televizyon stüdyosuna kapanmışlar, sabaha kadar bıkmadan usanmadan “okumadıkları” o kitabı tartışmışlardı. Konuşmalarından anladığımız kadarıyla Ömer Asan kendilerinin “okumadıkları” o kitabı yazmakla “memlekete ve millete” büyük kötülük etmişti. “Okumadıkları” o kitap, yazarının “Yunan maşası”, “bölücü” ve “satılmış” olduğunun “açık” bir kanıtıydı onlara göre ve bizim algılamamız gereken de bu “yalın gerçek”ti işte.

İlk hafta Ömer Asan telefonla canlı yayına katılmış, Gaziantep’te imamlık-vaizlik yaptığı yıllarda “Üç Hoparlörlü İmam” olarak ünlenen, bizim ise aşırı asabiyetiyle tanıdığımız milliyetçi-ilahiyatçı Zekeriya Beyaz’a, “Siz bi kitabı okudunuz mu?” diye sorunca ondan “Okumaya gerek yok! Her şey zaten ortada!” gibisinden yanıt almıştı.

Her iki gece oturumunu da baştan sona izlemiştim. Tüyler ürpertici öneriler geliştirmişti konuşmacılar. İkinci hafta stüdyoya çağrılan yazara, “Sen iyisi mi, bu kitabı yak!” demişlerdi, “Okumadıkları” o kitap için. Bir insan, okumadığı bir kitap üzerine nasıl olur da böyle bir hükme varabilirdi? Bir kitabın yakılması istenebilir miydi? İşin ilginç yanı, konuşmacıların yakılmasını istedikleri kitaptan tek bir satır gösterip, “İşte seni Yunan maşası, bölücü, satılmış yapan bu sözler..” diyememeleriydi. Bir ara bu önerilerden çark eder gibi olmuşlar, Ömer Asan’a , “Bu kitabı sen yazmış olamazsın!” demeye başlamışlardı. Ama çok geçmeden bunun bir “Çark etme” değil de, bir “kolaycılık” olduğunu anlamıştık. İnsanın kendi yazmadığı bir kitabı yakmasının “daha kolay” olacağını düşünüyorlardı konuşmacılar.

Kitabı tek okuyan, o programın hazırlayıcısı ve sunucusu Hulki Cevizoğlu idi. Ama o da 418 sayfalık kitabın Atina Pantoion Toplumsal ve Siyasal Üniversitesi’nden Profesor Neoklis Sarris tarafından yazılan önsözündeki bir paragrafa takılmıştı. “Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasının resmi sebebi bir hafta öncesi İzmir’e çıkan Yunan askerinin çıkışının resmi sebebinin aynısıdır.” Deniyordu bu paragrafta. Hulki Cevizoğlu bu cümleyi 5-6 kez okumuş, karşısında oturan Ömer Asan’a “Ne diyorsunuz?” diye sormuştu. Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasındaki amacın “Anadolu’yu işgal”, Atatürk’ün Samsun’a çıkmasındaki amacın da “Anadolu’yu düşman işgalinden kurtarmak” olduğunu bilen herkes, yadırgayabilirdi bu cümleyi... Oysa devamı vardı: “... Ve her iki resmi sebep ‘müttefiklerce’ onaylanmış ve teşvik edilmiştir. ‘Müttefiklerin’ adına ‘resmen’ hareket eden Yunan askerinin amacı, İttihat Terakki döneminde çile çekmiş ve çekmekte olan Anadolu’daki Rumların ‘çetecilerden’ korunması idi. Mustafa Kemal Atatürk’ün ise padişahtan ve ‘müttefiklerden’ aldığı talimata göre Karadeniz’de yine aynı mealde. Resmi görevi ‘çetecilerden’ eziyet çeken Karadenizli Rumları korumak ve asayişi sağlamak idi.”

Doktora çalışmasını İstanbul Üniversitesi’nde tamamlayan ve bir “Türk dostu” olarak bilinen Prof. Neoklis Sarris, son cümleyi ulusalcılığı kuşku götürmeyen değerli bir Türk aydını olan Doğan Avcıoğlu’nun 1974 yılında yayımlanan Milli Kurtuluş Tarihi adlı yapıtının 3. Cildinin 1189. Sayfasından alınmıştı. Bu, önsözün dipnotları arasında da gösteriliyordu. Fakat Sayın Cevizoğlu nedense tüm paragrafı okumamış, bu dipnottan da söz etmemişti. Ömer Asan da kendisine tekrar tekrar yöneltilen, “Ne diyorsunuz?” sorusuna her defasında, “Kendi görüşüdür...” diye yanıt verilince, boynundaki ilmik sıkılıvermişti birden...

Operasyon başarıyla sonuçlanmış, ilk basımı 1996 yılında yapılmış, dil ve folklor ağırlıklı bir yerel kültür araştırması olan Pontos Kültürü toplatılmıştı... Bu, yalnızca nakliyeci-tarihçilerin, milliyetçi ilahiyatçıların, ülkücü-siyasetçilerin değil, demokrasimizin de bir zaferiydi... Mini paketli demokrasimizin yani... Hani o bizi Avrupa Birliği’ne götürecek olan...