Kiminin eli, kiminin bileği

Nuray Mert
Radikal Gazetesi

22.01.2002
Milli hassasiyetler ve menfaatlerin korunması adına yapılan çıkışlar, giderek işsiz, gururu kırık ve bu durum karşısında ne yapacağını bilmeyen bir adamın, evinin önünden geçeni, karısının namusuna göz dikmekle suçlayıp, maraza çıkarmasına benzemeye başladı. Üç kuruş borç için beş takla atan bir hükümetin ortağı olan MHP, ekonomik alanda ve genelde zedelenen ulusal onurumuzun, TV tartışma programlarındaki tamirciliğine soyunup, bu hükümetteki suç ortaklığını örtbas etme gayreti içinde.

'İyimser' siyaset yorumcuları, son seçimlerden sonra ve özellikle hükümet ortaklığı ile MHP'nin merkeze yaklaştığını yazadursunlar, TV programlarında karşımıza çıkan MHP, değil merkeze yaklaşmak, öncelikle dışlayıcı ve aşağılayıcı, zaman zaman ise kolaylıkla kabalık ve hoyratlığa savrulan bir milliyetçi üsluba sıkı sıkıya bağlı görünüyor. Hatta, hükümet ortağı olarak kaybettikleri itibarı bu yolla kazanma gayreti içinde oldukları için bu üslup giderek daha fazla öne çıkıyor.Yarın öbür gün seçmen karşısına belli ki, ekonomik, siyasal ve uluslararası alanlarda yitirilenlerin, olup bitenlerin hesabını vererek değil, hayali düşmanlara efelenerek gösterdikleri performansın kredisiyle çıkacaklar, en azından bunun hesabını yapıyorlar.

Büyük ortağı oldukları koalisyon hükümetinde, dışarıdan eklenen bakana, yani mesai arkadaşlarına bile söz geçirememenin hırsını, milli onurumuzu, birlik beraberliğimizi zedelediği düşünülen yazar, çizer, sinemacı kim varsa ondan çıkarmaya çalışıyorlar. Didiklenmeyen kitap, araştırma, film kalmadı. Aslında bu durumda da, işin içinde, gelip yine hükümet ortaklarına tosluyorlar ve insanın aklına, 'Madem dünya görüşleriniz bu kadar farklıydı neden aynı hükümetin içindesiniz, neyiniz ortak?' diye sormak geliyor, ama buna benzer soruları geçiştirerek yollarına devam etmekten başka tutacak yolları yok. Geçtiğimiz aylarda, üzerine kıyamet koparılan, 'Salkım Hanımın Taneleri' filminin senaristi, 'uygun' bir hedef, bir Ermeniydi, ama eser sahibi koalisyon ortağı olduğu için neredeyse hükümet krizi çıkacaktı. Şimdilerde, Nâzım Hikmet'in 100. doğum yılını kutlayan DSP'li Kültür Bakanı, MHP'nin gayur milletvekillerince sert eleştirilere hedef oluyor. İnsan bu durumda 'Neyi paylaşamıyorlar?' sorusunu biraz değiştirip sorası geliyor: Neyi paylaşamadıkları belli, peki 'neyi paylaşıyorlar' ki aynı hükümette yer alıyorlar?

Ülkenin sorunlarını, siyasi hesap ve çıkarları, hepsini örtbas etmek üzere saldırgan bir milliyetçilik yükseliyor. Bence, ülkemize yönelik en büyük tehdit, bu türden bir milliyetçilik; yani, uzlaşma ve barışla sorun çözmeye yönelmeyen, çözüm değil, düşman üretmeye akıl yoran, önceliği sorunları düşman olarak görmeye değil, düşmanları sorun olarak görmeye, gücünü, dikkatini, sorunlarla boğuşmak yerine düşmanlarla dalaşmaya veren bir milliyetçilik anlayışı.

Bu türden bir milliyetçiliğin, çoğunlukla, hayali düşmanlara savaş açmak durumunda olduğunu söylemeye gerek yok; gerçek sorunlarla yüzleşemeyenlerin, 'milli çıkarlara düşman' ilan ettikleri ister istemez sanal veya ehemmiyetsiz hedefler oluyor.

Bu stratejinin son hedefi, 'Pontuslar'dı, bir TV programında, bir MHP milletvekili,
Pontus kültürünü övmek suretiyle milli birlik ve beraberliğimizi tehdit eden bir 'düşman'a (hem de 'babası Marksist' bir yazar!) karşı milli menfaatlerimizi kahramanca müdafaa ediyordu. Aslında MHP'liler de haklı, biliyorlar ki, düşman çok güçlüyse elini öpmekten başka çare kalmıyor, küçük düşman bulup, onunla uğraşmaya, öptükleri büyük ellerin acısını büktükleri küçük bileklerden çıkarmaya çalışıyorlar.