BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLMAK!’ (1)

Deniz Kavukçuoğlu

Cumhuriyet Gazetesi

Her şey Barış Davası sanıklarından saygın ve inançlı bir edebiyat öğretmeni olan Şefik Asan’ın oğlunun, annesinin niçin Pontosça bildiğini merak edip araştırmaya koyulmasıyla başlamıştı. Ömer Asan Trabzon yörelerinde kırk köy dolaşmış, insanlarla konuşmuş, sonunda da bulgu ve izlenimlerini “Pontos Kültürü” adını verdiği kitabında toplamıştı. Aslında bir yerel dil ve folklor araştırması olan, 1996 yılında da Belge Yayınları tarafından yayımlanan ve ikinci basımı 2000 yılı Nisan’ında yapılan kitap, geçen ay Hulki Cevizoğlu’nun atv’de sunduğu “Ceviz Kabuğu” programında sözü edilene kadar kimsenin pek dikkatini çekmemişti.

İki hafta arka arkaya yayımlanan programa stüdyo konuğu olarak katılan konuşmacılar gibi telefonla canlı yayına bağlanarak çarpıcı eleştirilerde bulunan tartışmacılar da sözü edilen kitabı okumamışlardı. Kitabı baştan sona okuyan tek kişi olan Hulki Cevizoğlu ise kitabın Ömer Asan tarafından kaleme alınan 418 sayfalık bölümünde, programın ana konusu olan “Karadeniz’deki Pontosçuluk faaliyetleri”ne ışık tutacak “kayda değer” bir şey bulamamış olmalıydı ki, bir Yunan profesörün yazdığı “önsöz”den aldığı bir paragrafı tartışmaya açmıştı. Prof. Dr. Neoklis Sarris, bu paragrafta, “Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasının resmi sebebi (abç) bir hafta öncesi İzmir’e çıkan Yunan askerinin çıkışının resmi sebebinin aynısıdır...” diyerek giriyor, son cümlede de, “Resmi (abç) görevi ‘çetecilerden’ eziyet çeken Karadenizli Rumları korumak ve asayişi sağlamak idi” diyordu. Bu cümlenin dipnotunda Doğan Avcıoğlu’nun İstanbul 1974 basımlı Milli Kurtuluş tarihi’nin 3. Cildinin 1189’uncu sayfasında yer alan satırları kaynak olarak gösteriyordu. Bu satırlarda, “Osman Ağa, Karadeniz kıyılarında Rum çetelerini, kurduğu kuvvetle temizlemeye çalışırken Ordu Müfettişi Mustafa Kemal, Rumları bu Türk çetelerinden korumak ve bu çeteleri yok etmek göreviyle Samsun’a çıkartılır!” deniyordu.

***

Yunan profesörün önsözünde yer alan ve Doğan Avcıoğlu’nun satırlarında ifadesini bulan “resmi” sözcüğü nedense dikkate alınmamıştı. “Milli hisleri” kabaran, “galeyana” gelen tartışmacılar, mal bulmuş Mağribi gibi kitaba ve yazarına saldırmaya başlamışlardı. Konu büyümüş, giderek bir yanıyla acıklı, bir yanıyla da gülünç boyutlar kazanmıştı. Kitap, ilk basımında altı yıl sonra mahkeme kararıyla toplatılırken bir futbol yorumcusu, Trabzonspor’un son maçlardaki başarısızlığını ve yandaşlarının “tribünlerin koltuklarını parçalayan” tepkilerini, bu kitabın Trabzon’da ve Trabzonsporlular üzerinde yol açtığı moral bozukluğuna bağlıyordu.

Oysa bilinen şeylerdi bunlar... Bir iki “paranoyak” dışında, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasının da, Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasının da “asıl” nedenlerini bu ülkede yaşayan herkes biliyordu. Atatürk, 16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuruyla Samsun’a hareket etmeden önce kafasında neler tasarladığını yakınlarına söylemişti: “Hakimiyeti milliyeye müstenit, müstakil yeni bir Türk devleti kurmak!” Atatürk’ün o muhteşem “Kurtuluş Savaşı ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti” projesini kısacık bir cümlede özetlediği bu sözleri, altına söylendiği tarih de not düşülerek Anıtkabir’in duvarına çakılmıştı. Bunu, doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde tamamlayan Prof. Sarris de biliyordu kuşkusuz. Fakat kitapta sözünü ettiği, herkesçe bilinen bu “asıl” nedenler değil, yine herkesçe bilinmesi gereken “resmi” nedenlerdi. Bunların şaşılacak, hayret edilecek, insanı heyecanlandırıp galeyana getirecek hiçbir yanı yoktu. Zahmet edip biraz kitap karıştırmak gerekiyordu, o kadar...

Ne var ki benim bu güzel yurdumda insanlar sevgili Uğur Mumcu’nun söylediği gibi “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” oluyorlardı. Bize de “temcit pilavı” gibi bilinen şeyleri bir daha, bir daha yinelemek kalıyordu. İstemeye, istemeye de olsa...